Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
Resim Sanat Eğitimi
368 saat

Resim Sanat Eğitimi

Bir Nefes Picasso...

En çok imrendiğim sanatçılardan biridir Picasso… Daha ilk gençlik çağlarından itibaren yaptığı resimlerle herkesi kendisine hayran bırakan Pablo, şöhretinin artması ile sanatında da yükselmiş ve 20. yüzyıla damgasını vurmuştur. Nihayet İstanbul’da 24 Kasım-26 Mart tarihlerinde eserlerini görebildiğimiz “Picasso İstanbul’da” sergisi, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin ev sahipliğinde geldi Türkiye’ye...
 
20. yüzyılın en büyük sanatçılarından biri olan Picasso’nun tüm dönemlerinden örnekleri kapsayan sergi, Batılı bir sanatçının Türkiye’de ilk büyük sergisi olma özelliğini taşıyordu.
 
Sergide yer alan eserler, Paris ve Barcelona’daki Picasso müzelerinden, Lille Modern Sanat Müzesi’nden, Fundacion Alminey Bernard Ruiz – Picasso Para el Arte (FABA) ve aile koleksiyonlarından Picasso’nun torunu Bernard Ruiz-Picasso tarafından seçilmişti. Sergide ayrıca, sanatçının ünlü fotoğrafçılar tarafından çekilmiş fotoğrafları da yer alıyordu. Sabancı Holding desteği, FABA ve İstanbul Fransız Kültür Merkezi işbirliği ile gerçekleşen sergide, sanatçının desen, yağlıboya, seramik, taş baskı, gravür, heykel ve halı gibi farklı yöntemlerle gerçekleştirdiği eserler izleyici ile buluştu. Serginin küratörlüğünü ise Picasso’nun torunu ve Malaga’daki Picasso Müzesi’nin Başkanı Bernard Ruiz-Picasso, FABA Başkanı Almine Ruiz Picasso ve Images Modernes Temsilcisi Marta-Volga Guezala’nın yanı sıra, SSM Müdürü Dr. Nazan Ölçer ile Sergiler ve Dış İlişkiler Yöneticisi Selmin Kangal yapıtı.

José Ruiz Blasco ve María Picasso López’in oğlu olarak 1881’de İspanya’nın Malaga kentinde doğdu. Çok genç yaşta yaptığı gerçekçi resimler ile dikkatleri üzerine çekti Picasso... İspanya’da geçirdiği gençlik yıllarını, tüm ömrü boyunca yaptığı gibi, hep çalışarak geçirdi. Ne kaydolduğu akademi ne de başka birşey onun gittikçe artan sanat aşkını doyurabildi. Kaydolduğu akademiyi bırakıp Paris’e geldiğinde ise, o, ömrünün sonuna kadar esin kaynağı olacak olan ‘kadınlar’ı  resmetmeye başladı. Arkadaşı Casagemas’ı, Paris’te, üzücü bir olay sonrası kaybettiğinde, bu olay, sanatçının resimlerinde ‘mavi’ renk ile  belirdi. “Mavi dönem”in konusu, yoksul insanlar ve  üzüntülü herşeydi... Paris’in entelektüel yapısı ve dönemin sanatsal etkileri ile Picasso, “pembe dönem” adı verilen yönde çalışmalar yaptı. Sirk, canbazlar, akrobatlar bu dönemin başlıca konusunu oluşturdu. Resimlerinde kullandığı renk ise ‘pembe’ idi...
 
Picasso artık resimlerinde, Afrika sanatının ve döneminin bilimsel gelişmelerini, değerlendirmeye çalışıyordu. Ünlü Rus koleksiyoncu Sergey Şukin’in “Fransız sanatı için ne kayıp!” diye bağırdığı, ve adından yeni bir çağ yarattı diye söz edilen “Avignon’lu Kızlar” adlı kompozisyonu ile Picasso, büyük bir ün kazandı. Resimde, geometrik biçimler ve formların birbirleriyle oluşturduğu sert etki ile dikkat çekiyordu. Analitik bir parçalama sistemi ile ilk kübist örnekler görülmeye başlamıştı artık Picasso’nun yapıtlarında.  Farklı ışık ya da eksenden soyut formlara kadar, farklı olan her şeyin bir arada olabileceğini gösteriyordu resimlerinde. 1912’ye gelindiğinde, yapıtlarına gazete yapıştırmaya başlamış ve gerçeklik duygusunu olduğundan daha fazla yansıtabilmek için farklı malzeme denemelerine girişmişti. Birinci Dünya Savaşı dönemine gelindiğinde, Fransa’da kalan Picasso, resimlerinde Paris’te savaşın nasıl yaşandığını yansıtıyordu. Figüratif kompozisyonlarla dolu olan tuvaller, savaş sonrası herkesi şaşkınlığa uğratmıştı. Ancak o, Kübizmi de bırakmamıştı. Gerçeküstücü arayışlardan heykel çalışmalarına ve üç boyutlu düzenlemelerden baskıya kadar pek çok farklı tekniği denedi resimlerinde. İspanya İç Savaşı sırasında ünlü eseri Guernica’yı yaparak savaşın acımasız yönünü yansıttı tüm izleyenlere... Ölümünden hemen önceki yıllarda o, neredeyse soluksuz bir biçimde sürekli üretti. Öldüğünde, ardında binlerce eser bıraktı...
 
Picasso niçin bu kadar önemli ve vazgeçilmez bir sanatçıydı? Cevabı, aslında Picasso’nun hayatında ve tüm yaşamı boyunca yaptığı şeylerde yani Picasso bütününde aramak gerek. Çünkü o, her şeyden önce, 20. yüzyılın en ünlü sanatçısıdır. Modern resim, onun adı ile birlikte anılır. Ünü, sadece yeni sanatsal yaratılarına bağlı değildir. Sanata bakışı ile de ilgilidir. O, tüm değerleri alt üst eden bir yaklaşım ortaya koymuştu. Belki de sanat tarihinde onun kadar üreten hiçbir sanatçı yoktur. Bu süreç sadece resimle ilgili olmamış, sanatçı, heykelden seramiğe, baskıdan üç boyutlu çalışmalara kadar pek çok yönde üretmiştir. O, hiçbir şeyden ve hiç kimseden çekinmeden çalışmalarına devam etmiştir. Üretmek, onun hayatının temel taşı olmuştur.

Yaptığı resimsel sorgulamaları, onu ve bu noktada adını anmadan geçemeyeceğimiz Braque’ı, Kübizm’e getirmiş ve Picasso adı, bu sanat akımıyla anılmaya başlamıştır.  Kübizm ile özdeşleşen sanatçı, sanata yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Çağının gelişimlerine kulak tıkamamıştır. Bunun yanı sıra primitif sanata da yeni bir gözle bakıp, yeni yorumlara ulaşmıştır. Çalışmalarında, uçsuz bucaksız bir okyanus gibi görülen sanat tarihinden hep faydalanmıştır. Sanat tarihinin Cezanne gibi, Manet gibi, David gibi daha bir çok sanatçısının resimlerini, kendi yorumları ile birleştirmiş ve yeni bir senteze ulaşmıştır. Sanat yaşamı boyunca hiçbir zaman tek bir şeye bağlı kalmamıştır. Sürekli değişmiş ve resimlerinde de değişimi aramıştır. Bir süreklilik halindeki bu değişim, onun, çalışmalarıyla bütünleşmiş ve bir olgu olarak sürmüştür. Bu olgular, onun yaşamıyla bütünleşmiş ve bazen anların bazen yıllar boyu süren yeni süreçlerin resmedilmesiyle oluşmuştur. Resimleriyle iç içe geçen bu süreç, sanatçının günlüğü gibidir adeta. Onun yapıtlarının otobiyografik bir yanı olduğu kuşku götürmez. Bunun yanı sıra kadınlara olan düşkünlüğünü resimlerine yansıtmaması da kaçınılmazdır. Sanatçının günlüğü, kimi zaman eşlerinin kimi zaman çocuklarının resmedilmesi ile sürer gider... 
 
O, dünyaya, yeni doğan bir çocuğun baktığı gibi, farklı bir gözle baktı. Çalışmalarında da hep bu farklı yaklaşımını gösterdi ve bunu insanlarla paylaştı. Neredeyse soluksuz bir şekilde sanatla geçen bir ömür sürdü. Sınırsız üretme ve yaratma gücü ile hep yeni boyutları araştırdı. Başladığı macera dolu yolculuğun nasıl sona ereceğini bilmiyordu. Ama hep araştırdı.  Özgürlük, onun başlıca yoldaşı oldu bu macerada... Maceranın ne zaman sona ereceği de belli değildi. Bir gün, 91 yaşında maceranın sonuna geldiğinde, o, yeni bir maceraya doğru yola koyuldu...



*** Bu programda eğitim verilen merkezlerimizi ve ders saatlerini görmek için TIKLAYINIZ

Yükleniyor. Lütfen bekleyiniz.
Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş